26 Ocak 2012 Perşembe
Moralim bozuktu, gittim kuaföre....
Hayatımda ilk kez moralim bozuk olması sebebiyle kuaföre gideyim dedim. Genelde bayanların başvurduğu bir rahatlama çalışmasıdır ama benim daha farklı yöntemlerim vardı şimdiye dek. Fakat bu sefer hiç biri kesmedi beni, klasik yönteme başvurdum. Gittim gitmesine ama insan moralmanı fena halde bozukken çok sağlıklı kararlar veremiyormuş onu çok daha iyi anladım. Maalesef tercih ettiğim model bana hiç mi hiç yakışmadı ( üstelik kısacık kestirdim) allahtan renk güzel oldu da yoksa moral bozukluğu meselesi katlanacaktı. Her neyse birazdan kuaförün yolunu tutucam, bakalım düzeltebilecekmiyiz hem saçımı hem moralmanımı....
16 Kasım 2011 Çarşamba
Kara Kedinin Gölgesinden..
" Hafızadan silinen her anı, biraz daha özgürleştiriyor insanı.."
Yekta Kopan'ın "kara kedinin gölgesi" adlı kitabından....
Yekta Kopan'ın "kara kedinin gölgesi" adlı kitabından....
27 Ekim 2011 Perşembe
VAN
Pazar gününden beri gözümü tv den alamıyorum. Gözlerim şişti artık kendimi tutamıyorum, bir yandan da gribim, iyice dağıldım. Dün kar başladı orada ve hala çadırları olmayan bir sürü insan var, olsa da çadırlar onları nereye kadar idare edecek, sonuçta bir tente yalnızca. Oralarda kış şartları çok çok ağır yaşanıyor ve hala yetkililerin tam anlamıyla yardım ulaştıramadıkları köyler var. Kar yağınca yollar kapanınca ne olacak, depremden kurtuldular kar yüzündenmi ölecekler. Askeriye nerede ?? her zaman ilk askeriye koşturur, büyük çadırlar açar (zira onlarda her koşulda kullanılabilecek çadırlar mevcuttur), mutfaklar, hastaneler kurar.
İnsanlar depremden kurtulup seyyar hastanelerde yeterli müdahale yapılamadığı için maalesef kurtarılamıyor. Kimbilir buradan göremediğimiz, anlamadığımız, bilmediğimiz neler oluyor şu anda Van da. Yıllar sonra hepsi bir şekilde ortaya çıkar ve biz şaşar kalırız.
Milyonlarca lira yardım toplandı ne olacak bu paralar ?? yine birileri yiyecekmi, oradaki insanlara faydalı olacak mı ?? eski tecrübelere dayanarak bu konuda da maalesef umutsuzum. Umarım bir an önce (kış iyice gelmeden) yardımlar en doğru şekilde oradaki insanlara ulaşır ve köylerdeki insanlar bir an evvel merkezlere getirilir.
İnsanlar depremden kurtulup seyyar hastanelerde yeterli müdahale yapılamadığı için maalesef kurtarılamıyor. Kimbilir buradan göremediğimiz, anlamadığımız, bilmediğimiz neler oluyor şu anda Van da. Yıllar sonra hepsi bir şekilde ortaya çıkar ve biz şaşar kalırız.
Milyonlarca lira yardım toplandı ne olacak bu paralar ?? yine birileri yiyecekmi, oradaki insanlara faydalı olacak mı ?? eski tecrübelere dayanarak bu konuda da maalesef umutsuzum. Umarım bir an önce (kış iyice gelmeden) yardımlar en doğru şekilde oradaki insanlara ulaşır ve köylerdeki insanlar bir an evvel merkezlere getirilir.
20 Ekim 2011 Perşembe
13 Ekim 2011 Perşembe
Kayısılı Toplarla Merhaba...
Tatiller, bayram, düğünler ve tembellikler sonrası herkese merhaba..
Baya uzun ara vermişim bu sefer. Aslında yazacak çok mevzu olmasına rağmen nedense elim kaleme (klavyeye diyelim) gitmedi bir türlü, hergün blogumu ve diğer tüm takip ettiğim blogları ziyaret ettim fakat yazı yazamadım. Neyse tatlı mı tatlı bir tarifle günaydınlar olsun efenim..
Bir kaç gündür hergün aynı tatlıyı yapıyorum neden mi çok hafif ve sağlıklıııı olmasının yanı sıra eşim tarafından fazlaca övgü alması yüzünden elbette. Bir tv programında diyetisyen Gül Kaynak tarafından verilen bir tarif aslında ama ben biraz değiştirdim. Yapımı inanılmaz kolay, yemesi ise bir o kadar zevkli, hadi buyrun afiyetler olsun..
7-8 adet kayısı ( asıl tarifte "hurma " vardı ama bence incirde çok güzel olur ))
10-12 adet fındık (ceviz olur fıstık olur evde ne varsa)
7-8 adet badem ( mutlaka! çok yakışıyor)
1 şeker kaşığı tarçın
1 şeker kaşığı hindistan cevizi
1 damla sakızı ( bende macunu vardı 1 yemek kaşığı kullandım)
1 kaşık keçi boynuzu pekmezi ( asıl tarifte keçi boynuzu tozu vardı)
Hepsini rondoda bir güzel eziyoruz (en sonunda bozdum rondoyu,hergün son sürat çalışırsa olcağı buydu). Sonrasında elimizle küçük toplar yapıp çukur bir kapta hindistan cevizi, fındık, fıstık neye istiyorsak bir güzel buluyoruz, çok da hoş bir görüntüsü oluyor.
Baya uzun ara vermişim bu sefer. Aslında yazacak çok mevzu olmasına rağmen nedense elim kaleme (klavyeye diyelim) gitmedi bir türlü, hergün blogumu ve diğer tüm takip ettiğim blogları ziyaret ettim fakat yazı yazamadım. Neyse tatlı mı tatlı bir tarifle günaydınlar olsun efenim..
Bir kaç gündür hergün aynı tatlıyı yapıyorum neden mi çok hafif ve sağlıklıııı olmasının yanı sıra eşim tarafından fazlaca övgü alması yüzünden elbette. Bir tv programında diyetisyen Gül Kaynak tarafından verilen bir tarif aslında ama ben biraz değiştirdim. Yapımı inanılmaz kolay, yemesi ise bir o kadar zevkli, hadi buyrun afiyetler olsun..
7-8 adet kayısı ( asıl tarifte "hurma " vardı ama bence incirde çok güzel olur ))
10-12 adet fındık (ceviz olur fıstık olur evde ne varsa)
7-8 adet badem ( mutlaka! çok yakışıyor)
1 şeker kaşığı tarçın
1 şeker kaşığı hindistan cevizi
1 damla sakızı ( bende macunu vardı 1 yemek kaşığı kullandım)
1 kaşık keçi boynuzu pekmezi ( asıl tarifte keçi boynuzu tozu vardı)
Hepsini rondoda bir güzel eziyoruz (en sonunda bozdum rondoyu,hergün son sürat çalışırsa olcağı buydu). Sonrasında elimizle küçük toplar yapıp çukur bir kapta hindistan cevizi, fındık, fıstık neye istiyorsak bir güzel buluyoruz, çok da hoş bir görüntüsü oluyor.
27 Haziran 2011 Pazartesi
İzmir'e Devam...
Nasıl güzel topraklarda yaşıyoruz biz, ne cümbüşlü topraklar, ne çok melez topraklarımız bizim.. Onca medeniyet gelmiş geçmiş bu topraklardan, izleri silinmeden. Hepsinden küçük büyük bir sürü miras kalmış bizlere, kıymetini çoğu zaman bilememişsek ve hala bilemiyorsak da.. hepsi görülmeye, öğrenilmeye, yaşanmaya değer..
İzmir ve çevresinde de sahip çıkılması gereken o kadar çok miras var ki. Bir önceki yazımda ballandıra ballandıra anlattığımTeos Antik Kentinden sonra "Ildırı" köyünde bulunan "Erythrai" antik kentinden bahsetmek istiyorum. Bir kere antik kentin bulunduğu köy muhteşem, gidilesi yaşanası bir yer. Çeşmeye 26 km uzaklıkta. M.Ö 500 lü yıllarda Giritliler tarafından kurulmuş bir kent, daha sonraları Likyalılar, Karyalılar ve Pamphylialılara da ev sahipliği yapmış. Erytrhol tiyatrosu, Atena tapınağı, helenistik roma dönemi villaları, su kemerleri ve surlar çok belirgin olmasa da kalıntıları görülebiliyor fakat tapınak şeklindeki mezar kalıntılarının bir kaçı neredeyse hiç bozulmadan çıkarılmış. Kente giden yol bir enginar tarlasından geçiyor, daha önce hiç enginar tarlası görmemiş olduğum için bu kısım benim ilgimi çok çekti açıkçası fakat enginarlar güneşten kavrulmuşlardı. Kimsecikler yoktu bizden ve oranın ev sahiplerinden başka, yukarı doğru baya tırmanmak gerekiyor fakat dinlenerek çıkmalı zira sıcak havada zorlanıyor insan.Tepede manzara müthiş
aşağıya inmek istemiyorsunuz ama ben biraz ödlek olduğum için pek fazla kalamadık aynı yoldan aşağıya indik.
Zamanımız kısıtlı olduğu için köyde de pek vakit geçiremedik ne yazık ki. Su almak için durduğumuzda köyde huzur verici bir sessizlik ve kokunun hüküm sürdüğünü fark etmemek mümkün değildi.Öylece kalmak istiyorsunuz o sessizliğin orta yerinde ama mümkün değil bizim acelemiz var... İstanbul'dan geldik biz...
Tiyatronun merdivenleri
Athena Tapınağı
Antik kentten görülen manzara
İzmir ve çevresinde de sahip çıkılması gereken o kadar çok miras var ki. Bir önceki yazımda ballandıra ballandıra anlattığımTeos Antik Kentinden sonra "Ildırı" köyünde bulunan "Erythrai" antik kentinden bahsetmek istiyorum. Bir kere antik kentin bulunduğu köy muhteşem, gidilesi yaşanası bir yer. Çeşmeye 26 km uzaklıkta. M.Ö 500 lü yıllarda Giritliler tarafından kurulmuş bir kent, daha sonraları Likyalılar, Karyalılar ve Pamphylialılara da ev sahipliği yapmış. Erytrhol tiyatrosu, Atena tapınağı, helenistik roma dönemi villaları, su kemerleri ve surlar çok belirgin olmasa da kalıntıları görülebiliyor fakat tapınak şeklindeki mezar kalıntılarının bir kaçı neredeyse hiç bozulmadan çıkarılmış. Kente giden yol bir enginar tarlasından geçiyor, daha önce hiç enginar tarlası görmemiş olduğum için bu kısım benim ilgimi çok çekti açıkçası fakat enginarlar güneşten kavrulmuşlardı. Kimsecikler yoktu bizden ve oranın ev sahiplerinden başka, yukarı doğru baya tırmanmak gerekiyor fakat dinlenerek çıkmalı zira sıcak havada zorlanıyor insan.Tepede manzara müthiş
aşağıya inmek istemiyorsunuz ama ben biraz ödlek olduğum için pek fazla kalamadık aynı yoldan aşağıya indik.
Zamanımız kısıtlı olduğu için köyde de pek vakit geçiremedik ne yazık ki. Su almak için durduğumuzda köyde huzur verici bir sessizlik ve kokunun hüküm sürdüğünü fark etmemek mümkün değildi.Öylece kalmak istiyorsunuz o sessizliğin orta yerinde ama mümkün değil bizim acelemiz var... İstanbul'dan geldik biz...
Tiyatronun merdivenleri
Athena Tapınağı
Antik kentten görülen manzara
1 Haziran 2011 Çarşamba
GÜZEL İZMİR..
TEOS
SIĞACIK
Dört günlük İzmir gezimizden çok güzel anılarla döndüm. Kısa zamanda çok fazla yer görme şansımız oldu hızlandırılmış da olsa. Alaçatı, Çeşme, Ildırı ( muhteşem bir köy, özel olarak anlatmak gerek ), Seferihisar, Sığacık, Teos Antik Kenti, Bademler ve İzmir'in içindeki önemli yerler..
Hepsi ile ilgili bir sürü anekdot not ettik; Seferihisar gerçekten "Citta Slow" bunu yaşayarak daha iyi görmüş olduk. Arkadaşlarımızın her zaman alış veriş yaptıkları balıkçıdan balığımızı seçtik, ayıklanınca alıp gideceğiz ya dediler oturun bir çay ikram edelim, peki dedik oturduk. Aheste aheste çayımızı yudumladık bu arada etraf sessiz, aslında ses var ama yok sanki. Çayımız bitti biz oturuyoruz ama halimizden o kadar memnunuz ki balık aklımıza bile gelmiyor. Sonra telefon çalınca balıkları hatırladık ve eşim içeri gidip sordu. Meğerse balıklar çoktan ayıklanmış, biz oturuyoruz diye birşey söylememişler. İstanbul' da hatta birçok yerde balıkçılar ne kadar hızlıdır bilirsiniz, ayıklama kuyruğuna felan girersiniz, kimse de çay ikram etmez ama.. Hani bir hikaye var ya işte o hikayedeki yerli gibi orada yaşayanlar da ruhlarını geride bırakmıyorlar, onunla beraber yaşıyorlar..
Balıkları beklerken sanırım ruhumuzda yetişti bize ve sonra gittiğimiz " Teos " antik kentinde ruhumuzla bütünleştik. Öyle büyülü bir yer ki, insan orada kıpırtısız bir şekilde kalmak istiyor, doğayı ürkütmekten korkuyosunuz adeta. Aslında antik kentten geriye pek birşey kalmamış ama kalanlara da çok sahip çıkılmamış maalesef fakat o kadar huzur verici bir yer ki, zeytin ağaçlarının ortasında, çiçek kokularının arasında, kuş cıvıltılarının altında, sadece doğanın sesinin duyulduğu insanı büsbütün kendinden geçiren bir yer. Yüzyıllar (M.Ö 1000) öncesinden kalmış o taşlara dokunmak, onların arasında gezinmek mucize gibiydi...
Şimdilik bu kadar anlatabileceğim sanırım... devamı var...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



