26 Ocak 2015 Pazartesi

Mucize Bebek

Merhaba ey sevgili bloğum, çok çok uzun zaman oldu...

En son yazdığımda hala olacaktım, benim canım emirimin gelmesine çok az kalmıştı.  Emir 19 aylık olsu bense anne oldum. Çok zor bir süreçten sonra , hamileliğimin 27. Haftasında 03.04.2014' de canım kızım dünyaya geldi. Sadece 700 g dı bebeğim, iki gün göremedim üçüncü gün Öğlen 12. De yoğun bakıma gidebildim. Benim için Dünya'nın hem en güzel  hem de en zor anıydı. Kucağıma aldım diyemeyeceğim çünkü ancak doğumundan bir ay sonra ve bir sürü kabloyla beraber kucağıma alabildim bebeğimi.  Tam üç ay süren yoğun Bakım sürecinden sonra da 04.07.2014 de 1,5 kg olarak evimize gelebildik. Bu üç ay içinde çok zor zamanlar yaşAdık,bir prematüre bebeğin başına gelebilecek herşeyi neredeyse yaşadı kızım. Üç kez ameliyat oldu, beyin kanaması geçirdi ve iki ay kadar bir süre oksijen cihazına bağlı kaldı. Doktorunun dediği gibi " mucize bebek". Uzun bir zaman beslenemedi, aldığı beş g bir kilonun bile bizi nasıl mutlu ettiğini anlatamam. Her gün gittim Kızımın yanına, elini tuttum, başını okşadım,konuştum onunla, ninniler söyledim, dualar ettim.... bu süreçte ailemiz her zaman yanımızdaydı elbette ve de tanıyan tanımayan eş dost arkadaş komşu herkes aradı sordu, dualar etti sağolsunlar.

Hala zor zamanlar yaşıyoruz ama bugünlere çok şükür elbette. Dünyalara bedel her anı...


9 Nisan 2013 Salı

EMİR'E KUTU YAPTIM...

İkinci objemi de bitirebildim nihayetinde. Bir kaç gün devamsızlık yapınca baya geri kalmışım, arkadaşlar dördüncü beşinci objeye geçmişler bile. Emir'in odası için küçük bir kutu yaptım bu defa. Yalnızca cilası ve kurdelesini takmak kaldı onu da yarın tamamlarım sanıyorum. Ne yapalım geç olsun güzel olsun...



20 Mart 2013 Çarşamba

İLK AHŞAP BOYAMA OBJEM

İlk ahşap boyama objemi daha doğrusu peçeteliğimi yaptım. Ufak tefek hatalar eksiklikler var ama genel görünüm fena değil. Mutfağıma uyum sağladı en azından.







Aslında bu kursa ben cam boyama olacak diye başladım fakat hocamız ahşapdan başlayalım eliniz alışsın cam biraz daha zordur dedi. Bu iş de hoşuma gitti ama bir kaç çalışma sonrası cam boyamaya geçmeyi istiyorum.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Yuvarlak Olamayan Kurabiyeler...

Aslında yusyuvarlak kurabiyeler yapmak istemiştim ama olmadı maalesef. Her zamanki tarifimle yaptım fakat sonuç her zamanki gibi çıkmadı. Çok canım sıkıldı, öylece kalakaldım valla, şoktayım. Üstüne üstlük arkadaşım için yapmıştım. Tekrar yapsam yetişmeyecek, of ooooffffff....


31 Ocak 2013 Perşembe

Keçe İşleri...

Keçe ile uğraşmak hoşuma gitti ve iyi geldi bana sanırım. Sürekli aklıma keçe ile ilgili yeni projeler geliyor ve bir an evvel yapmak istiyorum. Yaptıklarımı da www.emeksensin.com sitesine koydum dün ve bu da beni baya heyecanlandırdı. En son kartvizitlik tarzında küçük bir çanta yaptım, daha aklımda neler neler var...



28 Ocak 2013 Pazartesi

Keçe Evim....

Keçeden ev yaptımmmm!!! Aynı zamanda kapı süsü... Kuşlu, balıklı, filli, nazarlıklı ve de kalpliii....




22 Ocak 2013 Salı

Kitap Ayracı...

Çocukken peçete koleksiyonu yapardık, çeşit çeşit  peçeteleri  özenle toplardık, hatta annelerimize tembihlerdik, gittikleri gezmelerden getirsinler diye.. ne günlerdi... Ne yazık ki hiç birini saklamamışız. Mutlaka bir taşınma sırasında ve ya büyük bir temizlik sonrasında atılmışlardır. Erkekler de pul koleksiyonu yaparlardı ama onlarınki atılmaz hatta torunlarına miras kalacak şekilde özenle saklanırdı. Bildiğimiz amacı için mi başka birşey için mi bilemem... Neyse bende de çok zamandır bir koleksiyon yapma isteği vardı. Aklıma ilk gelen de kitap ayraçı koleksiyonu yapmak oldu. Düşündüm de, ben kitap okuyan bir insanım ama ayraçlarım ya kitapların içinden çıkanlar ya da kitapçılarda hediye verilenler. Galiba hiç beğendiğim bir ayracı almamışım. Oysa kitapçılarda görüp çok hoşuma giden ayraçlar olmuştu ama hiç satın almadım hatırladığım kadarıyla. Bu noktadan hareketle koleksiyonumun ilk parçalarını geçen hafta İnkılap kitabevinden aldık, hafta sonu da Kadıköy' deki kitapçılardan bir kaç parça aldık. Alırken çok mutlu oldum, koleksiyon yapmak zevkli bir uğraş olsa gerek...


18 Ocak 2013 Cuma

Emir'in Kapı Süsü

Kısmet olursa haziranda hala olacağım. Nasıl bir duygu tahayyül edemiyorum ama ailemize gelen ilk bebek olacağı için hepimiz çok heyecanlıyız. Emir için kendim bir şeyler yapmak istiyordum fakat örgü dikiş vs den çok anlamıyorum, ne yapabilirim diye düşünürken son zamanlarda ilgimi fazlasıyla çeken keçe ile bir seyler yapmak aklıma geldi. İnternette biraz araştırma yaptım daha doğrusu kopya çektim gibi oldu ama kapı süsü yapmaya karar verdim. Aldım renk renk keçeleri ve bir tam günde bitirdim bıdığın kapı süsünü (yazarken bile halası sever onu demekten kendimi alamıyorum). İlk yaptığım keçe çalışması olmasına rağmen ben beğendim. Umarım sahipleri de beğenir. Evin her tarafına asıp asıp baktım inş. en yakın zamanda Emir'in odasına da asabiliriz.

21 Aralık 2012 Cuma

Yeni Yıl ...

Aylar sonra merhaba...

Yeni yıl neşesinin, telaşının, hüznünün vs.. yaşandığı ve kıyametin kopacağı söylentilerinin bütün dünyayı sardığı şu günlerde ben alakasız bir iki fotoğraf paylaşmak istedim sizlerle. Çarşamba günü çok güzel bir oyuna gittik. Duşan Kovaçeviç'in üçlemesinin 2. oyunu olan Buluşma yeri, muhteşem bir oyun mutlaka izleyin derim. Oyun 20.30 da başlıyor ama biz tabi ailecek bütün saatli buluşmalara, tüm gecikme olasılıklarını göz önünde bulunduraraktan baya bir erken gittiğimiz gibi o günde bir buçuk saat öncesinde Kadıköydeydik. Tabi her zaman bu kadar erken gitmiyoruz, gitmişken dolaşırız birazcık dedik. Gerçi havanın soğukluğu nedeniyle çok dolaşamadık ama en azından Beyaz Ev de tatlımızı yedik, çayımızı içitik, bu da bize yetti valla. İşte paylaşacağım fotoğraflardan biri Beyaz Ev'in kapı komşusu Şekerci Cafer Erol'un vitrini. Yakından çok daha güzel ve içerdekiler de muhteşem görünüyordu...
İkinci fotoğraf ise bizim güççüüük mü güççük yılbaşı ağacımız daha doğrusu köşemiz. Çok sade ve gösterişsiz ama o köşeye çok yakıştı doğrusu.



19 Haziran 2012 Salı

Baş Ağrısına Birebir..

Bugün rutin işleri erkenden hallettim oh rahat rahat kitabımı okuyayım dedim ama ne mümkün, havada bir ağırlık var sanki ve bu ağırlık gelmiş benim başıma oturmuş gibi adeta. Beynimde bir zonklama, soğuk birşeyler içtim, yüzümü yıkadım vs olmadı. Uzanayım desem ağırlık daha da artıyor. Neyseki bir ara güzel bir rüzgar çıktı. Bunları yaşadığım sıralarda da kafamı dağıtayım derken gözüme takı askım ilişti. Yapmışım bir ton kolye ama kaç kere kullandın derseniz, çoğunu neredeyse hiç kullanmamışımdır. Ben en iyisi bunları bozayım yeni birşeyler yapayım dedim. İçlerinde beş altı sene önce Eminönün'den çok beğenerek aldığım tahta ve doğal turkuaz boncuklardan yaptığım bir kolyeyi seçtim. Aldım karga burnu koparttım misinesini ve bileklik yapmaya karar verdim. Yazın da hoş oluyor bileklikler. Galiba başımın ağrısı da geçti bu sırada...


15 Haziran 2012 Cuma

Hadi Serinleyelim...

Hava sıcaklığı böylesine artmışken, hafif serince bir bahar akşamı çektiğimiz gün batımı görüntüleriyle biraz ferahlayayım, blogumuda ferahlatayım dedim...



4 Mayıs 2012 Cuma

Parfümün Dansından Önce..

Parfümün Dans'ını bir türlü okuyamadım. Araya "Kediler güzel uyanır", " İsmail", " Uyumsuz Defne Kaman'ın maceraları, Su" ve "Gül mevsimidir"  girdi. Dört kitap da ayrı ayrı çok iyiydi. Okuyuş sırama göre yazarsam;

Kediler Güzel Uyanır, çok sevdiğim kalemlerden ve her kitabını heyecanla okuduğum yazarlardan biri olan Yekta Kopan' a ait bir öykü kitabı. Yine zevkle okudum, kalemine sağlık.

"Gül mevsimidir" yaşananlara ve hayata rağmen varolabilmiş bir aşkı anlatıyor. Ben galiba ikinci kez bir Füruzan kitabı okudum ve neden bu kadar az okumuşum diye de hayıflandım. .

İsmail, Daniel Quinn'in yıllar önce yazmış olduğu bir kitap ama türkçeye yeni çevrilebilmiş sanırım. Ben bu kitabı tv de bir programda Melike Demirağ'dan duydum ve çok ilgimi çekti. Hemen alıp okudum tabi. Harika bir kitap, yitip gittiğimiz tüketim denizi içinde, yaşadığımız gezegeni nasıl hoyratça, nasıl acımasızca yok ettiğimizi ve bizlerin artık titreyip kendimize gelmek zorunda olduğumuzu çok güzel bir dille ve örneklerle anlatmış. Mutlaka okunmalı..

Su, Buket Uzuner'in son romanı ve bütün kitapları gibi çok sürükleyici. Keşke benimde bir Umay Ninem olsaydı dedim en çok..


24 Nisan 2012 Salı

masalatolye.blogspot.com ...

Henüz çok acemice yapıyorum ama her seferinde daha iyiye gittiğimi düşünüyorum. Tabi bu işin profesyonelleri var ve harika işler yapıyorlar. Ben ve arkadaşlarım da kendimizce çabalıyoruz, bol bol deneme yapıp kendimizi geliştirmeye ve bir düzen oturtmaya çalışıyoruz. Hamurun kıvamı, içeriği, pişme süresi, şeker hamuru yapımı, renklendirme, modelleme hepsinin püf noktaları var elbette ama yine de insan kendinden birşeyler katmadan tam sonuca ulaşamıyor, bu da sonuçta kendi tarzın ya da kendi yöntemin olmuş oluyor.






Artık bizim de bir blogumuz var henüz tam rayına oturmadı ama onun için de çalışmalar yapıyoruz. masalatolye.blogspot.com ziyaretlerinizi bekliyor.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Mahalle Baskısı ve Kablolar...

Televizyon seyretme alışkanlığımız yok denecek kadar azdır aslında bu nedenle yeni çıkan tv ler hiç ilgimizi çekmemişti. Evlendiğimizde almış olduğumuz tüplü televizyonumuzla mutluyduk doğrusu. Gerçi devasa boyutuyla küçük salonumuzun en ağır parçasıydı ama bize yetiyordu. Fakat neredeyse 5-6 aydır çevremizdeki insanlar bizim televizyondan fena halde rahatsız oldular ve bunu çeşitli şekillerde dile getirdiler. Özellikle eşim iş yerinde bu konuyla ilgili acayip baskı gördü, en sonunda annemle babamda " alın artık bir televizyon" deyince biz daha fazla mahalle baskısına dayanamayarak, film seyretmek güzel olur felan diye kendimizi avutaraktan bir tane led tv aldık. Hatırı sayılır bir ücret karşılığında aldık ama masrafı bitmedi. Yanında bir sürü ilave kablo ve bir de ev sinema sistemi almamız gerekti. Bunun sonucu olarak da ev bir anda kablo dünyasına döndü. Şimdi bu kabloları nasıl saklayacağız kara kara onu düşünüyorum. Mahalle baskısının her türlüsü çok kötü çook....

11 Nisan 2012 Çarşamba

Son Kurabiyelerden..

Hevesle, heyecanla, sevgiyle ve eğlenceyle yaptığımız son kurabiyelerden bir kaç fotoğraf....


16 Mart 2012 Cuma

Hünerli Bayanlar' la Harika Bir Gün

Çarşamba günü kuzenim ve kardeşimin eşiyle "Hünerli bayanlar" blogunun sahibi Müge Hanım'ın vermiş olduğu kurabiye kursuna katıldık. Durup dururken esmedi tabi kursa katılma fikri. Aslında ben Müge hn dan çok uzun zamandır haberdardım ve hep kursa katılıp mutlaka kendisiyle tanışmayı istiyordum. Kızlara da bahsettim bundan, onlarda istekli olunca yazıştık Müge Hn la ve kaydımızı yaptırdık. Kurs saat 11' den 18.00' a kadar  devam etti. Herşey harikaydı, özellikle Müge Hn gerçekten çok içten, cana yakın ve çok iyi bir öğretici. Bizi baya bir yordu ama tüm yorgunluğa değdi. Gün sonunda ortaya çıkan kurabiyeler hepimizi şaşırttı. Tek canımızı sıkan, kursa katılanlardan bir kişinin huzur bozmak istercesine manasız tavırlar sergilemesiydi ama allahtan geri kalan beş bayan ortamın sıcaklığını bozmamak adına o kişiye gerekli olgunluğu gösterdi ve bir tatsızlık olmadan gün sona erdi. Sonuç olarak sabah kursa giderken hiç birşey bilmiyor gibiydik fakat akşam o kadar çok şey öğrenmiştik ki biz bile kendimize inanamadık. Kursa katılmadan günler önce pasta malzemeleri satan bir dükkana  girmiştik ve herşeye yani bütün o kalıplara, şekilli silindirlere, şekillendirme çubuklarına, cımbızlara vs manasızca bakmıştık oysa şu anda hepsini tanıyoruz ve onlarla ne harikalar yaratabileceğimizi biliyoruz. Şimdi kolları sıvadık ve yeni işimize vira bismillah dedik.

5 Mart 2012 Pazartesi

Aktivite Haftası..

İki üç aydır çeşitli nedenlerden ötürü tiyatro, sinema, konser vs gibi aktivitelere ara vermiştik. Özellikle bu sezon tiyatroya hiç gidememiş olmaktan yakınıyorduk ki hafta içinde 3 oyuna birden giderek mutlu ettik kendimizi. Aslında görmek istediğimiz hiç bir oyuna yer yoktu, biz de bilet bulabildiklerimize gittik.

İlk olarak devlet tiyatrosunun sahnelediği " Karanlık işler" e, daha sonra şehir tiyatrolarının sahneye koyduğu  "Arka bahçe" ve "Ufak bir hata" adlı oyunlara gittik.

"Karanlık işler" bir komedi oyunu ama ben pek gülemedim, aslında klasik bir bulvar komedisi. Fakat oyuncular çok çok iyi tabi ki..

" Arka bahçe" Bilgesu Erenus' un bir oyunu. Kapitalizmin gelişimi ve küreselleşmenin getirdikleri, bir köşkün arka bahçesinde farklı bir dille anlatılmış. Güzel bir oyundu. Yalnız ilk perdede dekordaki dumanlar, ikinci sırada oturmamız nedeniyle bütün konsantremi bozdu. İkinci perdede, arka sıralar boştu hemen geçtik oraya ve rahat rahat izledim oyunu.
"Ufak bir hata" Oyuncular süperdi özellikle Selin Türkmen harikaydı ama sonu beklediğimiz gibi olmadı. Kafamızda "acaba on yıl önce ne olmuştu?" sorusuyla eve döndük.

İkimize de öyle iyi geldi ki, tiyatronun tadı bambaşka. Daha izlemek istediğimiz bir sürü oyun var. Umarım hepsini görme şansımız olur. Tabi filmler ve konserler de var...

Bir de geçen pazar Van Gogh denememiz oldu fakat giriş kuyruğunu görünce gözümüz korktu ve vazgeçtik. Serginin çok yeni olması ve de hafta sonu olmasından dolayı bu kadar kalabalıktı elbette. Yani yanlış zamanlama. Ona da en kısa zamanda, hafta içerisinde bir gün gitmeyi istiyoruz.

24 Şubat 2012 Cuma

Şahmaran Bilekliğim...

Son zamanlarda bir şahmaran bileklik modasıdır gidiyor, herkesler takıyor. Çeşit çeşit model var, altını, gümüşü, imitasyonu, taşlısı, taşsızı, yüzüklüsü, yüzüksüzü diye daha birçok sıralayabiliriz. Baktım olacak gibi değil  bende kendi şahmaran bilekliğimi yapmaya karar verdim. Takıcılarda satılan zincirlerle ve birkaç boncukla denemeler yaptım ama sevmedim hiç birini. Sonra aklıma bir fikir geldi, neden kullandığım gümüş kolyelerden (altın da olabilir.) yapmıyorum diye düşündüm. İçlerinden en sevdiğimi kıvırdım kıvırdım geçirdim parmağıma, fotodan çok belli olmasada zincirin yapısından ötürü azıcık da parlıyor, kısacası ben çok sevdim kolay mı kolay şahmaran bilekliğimi...

Bir Çekiliş Haberi...

Çok şık çok şirin mini bir tepsiniz olsun istermisiniz?? o zaman hemen bitahtasieksik.blogspot.comtık tıklayın...

16 Şubat 2012 Perşembe

Eski Gömleğin Geri Dönüşümü

Eşime, nişanlıyken yani 9 sene önce doğum gününde bir gömlek almıştım. Yıllarca severek giyindi ama yakası ve kol uçları baya yıprandı ( ayrıca biraz da kilo aldı) bu nedenle bir senedir giymiyordu. Bende kıyamadım atmaya, değerlendirme konularında hiç becerikli değilimdir ama kıyamadım işte birşeyler yapmam lazımdı. Bugün internetten şöyle bir araştırınca bir erkek gömleğinin geri dönüşüm alternatiflerinin bir hayli çok olduğunu gördüm. Çeşit çeşit bayan gömleği, elbisesi , çocuk için kıyafetler ve hatta mutfak önlüğü yapmış hanımlar, hepsi de harikaydı. İçlerinden, yeteneklerim ölçüsünde yapabileceğim bir tanesini seçtim ve teğel kısmına (daha doğrusu iğneledim sadece) kadar kusursuz geldim. Şimdi sırada dikiş var ama makinem olmadığı için evimin hemen karşısında bulunan terziye götüreceğim. Umarım son halide düşündüğüm gibi olur. Teğelli halini göstereyim, bitmişi de sonra artık..